1 Yorum

Murat Menteş ile Röportaj: “Kendimi İslam Aydını Görmüyorum”

‘İslami entelektüel’ yakıştırmasını doğru buluyor musunuz kendiniz için? Kimdir İslami entelektüel?

Entelektüel, hayatını zihin emeğiyle şekillendiren, sürdüren kişidir. Kelimenin bir anlamı da ‘zihinsel’. Müslüman entelektüel ya da İslam aydını diyebileceğimiz bir model veya aktörden söz etmek elbette mümkün. Müslüman entelektüel, sadece zihinsel olarak değil, aynı zamanda tutum ve davranışları itibariyle izlenebilir bir yol açan kişidir. Bu anlamda mutasavvıflar, dervişler de İslam aydınlarıdır. Türkiye’de zihinsel bir bölünme yaşandığı için ‘Müslüman entelektüel’ ya da o anlama gelen tabirler kullanılıyor: Sanki Türkiye İslami olmayan bir temel üzerine inşa edilmiş ya da Müslümanlık, entelektüel olmakla çelişiyormuş gibi bir havaya giriliyor. Ben, elhamdülillah Müslüman’ım. Buna mukabil, kendimi ‘İslam aydını’ konumunda görmüyorum.

Kaosa Mütevazı Bir Katkı adlı kitabınızda “İddiam o ki, herhangi bir öğretmenin zekası, ders verdiği sınıftaki öğrencilerin zeka ortalamasının kesinlikle altındadır ve zaten vazifesi de bu farkı öğrencileri aşağı çekerek kapatmaktır.” Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Fena değildi. Okullarda başarılıydım. İlkokuldayken okul korosuna girmek istemiştim, fakat ‘çalışkan’ olduğum için beni başka işlere koşmuşlardı. Bizim zamanımızda çocuklar sokağa çıkabiliyordu. Mahallemizde bir tek ailenin otomobili vardı. O da, sokakta duran büyük bir oyuncak gibiydi.

Kaosa Mütevazı Bir Katkı’yla ilgili bir röportajda; “Okuyucularımın azlığından şikayetçi değilim, tersine hoşnudum. Kitleleri etkileyesim yok” demişsiniz. Bu samimi bir söylem mi?

Nicelik değil, nitelik önemli. Düşünmek ile hesaplamak farklı şeylerdir. Okur sayısının çokluğu ne yazarın, ne metnin, ne de okurun değerini kanıtlamaz.

Dublörün Dilemması epey ilgi gördü. Kitlelere ulaşma aşamasında bir yazar olduğunuzun ayrımına varmak nasıl bir duygu?

Dublörün Dilemması 4 yılda 6 bin 500 adet sattı. Bu, Türkiye nüfusuyla kıyaslandığında büyük bir sayı değil. Bazı çağdaş romancılarımızın kitaplarının 100 bin – 300 bin civarında sattığı düşünüldüğünde de ‘makul’ bir sayı. Fakat haklısınız, az da sayılmaz. Bilemiyorum. Ben, anlaşılması zor, karmakarışık şeyler yazdığımı düşünüyordum aslında. Fakat garip bir biçimde insanlar ilgi gösterdiler, anladılar, benimsediler. Okurlarım olmasından hoşnudum elbette. Yine de kitleleri etkilemek, cidden benim tarzım değil.

Tarz ve düşünüş itibariyle İslami çizgilerde olan eserleriniz kurgusuyla gayet Batılı bir anlayışa hitap ediyor. Bu noktadan hareketle yazdıklarınız sizce popüler kültürün neresinde duruyor?

Batılı anlayış neymiş ki, benim kurgu tekniğim ona hitap ediyor? Çağımızın her türlü kazanımını, tümüyle Batı’nın ürünü saymak doğru değil. Bir roman yazdım, nasip olursa birkaç tane daha yazacağım ve esaslı romanlar yazmaya bakacağım. Elbette, Batılı yazarları da okuyorum. Fakat Henry Miller, Jean Genet, Elizabeth Wurtzel hatta Chuck Palahniuk’la aynı hareket alanında değilim. Kimileri, “Dublörün Dilemması Tarantino’nun Pulp Fiction filminde uyguladığı kurgu tekniğine benzer bir yaklaşım ortaya koyuyor” filan dedi. O da doğru değil. Popüler kültür alanına iş yetiştirmeye çalışmıyorum. Fakat yazdıklarım enikonu popülerleşir ve okurlar tarafından çeşitlendirilirse buna müdahale edemem. Alifi Filintalar diye bir Facebook grubu, Dilemma diye bir rock grubu, Kulüp Dilemma diye bir kulüp, Albino diye bir dergi kurulduğundan haberdarım. Bir de internetteki sözlük sitelerinde, Dublörün Dilemması’ndaki karakter isimlerinin hemen hepsi nickname olarak kullanılıyor. Fakat ben bunlar dolayısıyla bir tutum değişikliği yoluna gitmiyorum. Ticari bir strateji oluşturmuyorum.

Dublörün Dilemması için “İslami kesime yakınlığıyla bilinen bir derginin yayın yönetmeninin çıkardığı bir roman nasıl olur da her kesimin ortak ilgisiyle ve beğenisiyle karşılaşır?” ve “Menteş’in hedef kitlesi olarak gördüğü beynamaz, ahlaksız insanlar ne kadar bizim mahallemizi temsil edebilirler ki?” şeklinde eleştirilere üstelik de İslami bir kesim tarafından maruz bırakıldınız. Daha da ileri gidilerek “Murat Menteş her ne kadar seviyeli bir dil, tutarlı bir kurgu ve akıcılık yakalamış olsa da kitap, hiçbir ‘şey’ ifade etmediğinden, Dublörün Dilemması gibi bir roman okurun kanına yalnızca ‘hava’ karıştırabilir. Havanın da damarları patlatmak gibi ölümcül sonuçları olduğu malum. O nedenle Menteş’in o güçlü kaleminden ahirette yüzüne çarpılmayacak, amel defterini görünce yüzünün kızarmayacağı daha ‘anlamlı’ çalışmalarını sabırsızlıkla bekliyoruz” denildi. Ağrınıza gitti mi bu söylemler? Neler hissettiniz?

Bu sözler, bildiğim kadarıyla bir tek kişiye ait. Ben, dindar edebiyatın insanları birbirine yaklaştıran etkisini açığa çıkarmaya çalıştım. Dolayısıyla, şu ya da bu dünya görüşünden insanlar da kitaba ilgi duydu. Bahsettiğiniz ‘eleştiri’yi ciddiye almadım.

“Okura aptal muamelesi yapılıyor ve okumak neredeyse aptallığın itirafına dönüşmüş vaziyette.” Bu sözler size ait. Murat Menteş nasıl aşabildi üstten bakan ukala sayılabilecek bu tavrı? Nasıl geliştirdi okuyucuyla arasındaki güven ilişkisini?

Aslında biraz yüksekten atmışım. Orada, ipe sapa gelmez, sığ şeyler yazıp da kendini yazar sayanları / saydıranları eleştiriyordum. Halbuki çok iyi yazarlarımız var. Mustafa Kutlu, İhsan Oktay, Murat Uyurkulak, Ömer Faruk Dönmez, Alper Canıgüz gibi. Okur o kadar da çaresiz değil aslında. Ben, okurun benden daha zeki ve bilgili olduğunu düşünürüm hep. Bu da beni biraz gerer açıkçası. Dikkatli, titiz olmaya bakarım. Sanıyorum bu yaklaşım bir güven doğuruyor.

“Roman asla bir burjuva sanatı değildir. Sinema ve Tv’nin her evden ışık yaydığı bir dönemde roman okuru, okuma zahmetine katlanmakla farklılaşır. Roman Aristokrat arayışlar içinde olan insanların sanatıdır” diyorsunuz. Dublörün Dilemması’yla bu tür bir kitleye ulaşmak gibi kaygılarınız var mıydı? Varsa kaygılarınızla nasıl ve ne oranda başa çıkabildiniz?

Alıntıladığınız ifadede aristokrat kelimesini mecazen kullanmıştım. Yani, soyluluk arayışı içinde olan kişileri kastetmiştim. Soyluluk, biliyorsunuz, Batı’da soyla ilgilidir, bizde ise çalışarak kazanılabilir bir seviyeyi anlatır. Açıkçası, herhangi bir beklentim yahut kaygım filan yoktu. Öyle belli bir kitle hedeflemiyordum zaten. Yani doğal bir tevekkül içindeydim. O kadar da kasmadım.

Sanki de sizden, bir önceki kuşağın okuduklarına benzer hidayet romanları bekleyen bir kesim var gibi. Yanılıyor muyum? Bunun adı İslami roman mıdır? Değilse böyle bir kavram makul mü, İslami roman nedir?

İnanın bilmiyorum. Her şeyi bana sormayın. Benden hidayet romanı bekleyen bir kesim ya da kimseye rastlamadım.

Cemil Meriç’in “Kelam bütünüyle haysiyettir” cümlesi ile “Kelimeler nimettir” sözünüz arasında bir bağ var mı?

Öyle görünüyor. Kelimelerin, sözün bizi yaşattığı anlamını veriyor her iki cümle de.

Sizin eserlerinizi okurken hayal dünyası oldukça geniş hatta gerçeklikten çoğu kez kopuk bir çizgi yakalayabiliyoruz. Zahirideki bu gerçekdışılıklarla Sezai Karakoç’un dillendirdiği “hakikat sekiz köşelidir” kavramı içerisinde yer alan bir gerçekliğe mi hitap ediyorsunuz?

O kadar incesini düşünmedim. Okur, metni kendi zihninde yeniden ürettiği için, bir hikayenin çok farklı şekillerde algılandığı söylenebilir. Ben, anlattıklarımla yüce hakikatin sırrını ortaya koyduğum iddiasında değilim. İbret ya da hisse zaten verilen değil, alınan şeylerdir. İhtiyar bir gezgin,g ittiği kasabalarda Leyla İle Mecnun hikayesini anlatırmış. Bir yerde, hikayeyi anlattıktan sonra sormuş: “Anlamadığınız bir yer var mı?” Dinleyicilerden biri şöyle demiş: “Her şeyi anladım, fakat Leyla kız mıydı, erkek miydi?” Yani ne anlatırsan anlat, Mevlana’nın dediği gibi “Söylediklerin, karşındakinin anlayabildiği ağırlıktadır.”

“Ben, Murat’ın yaşındayken kelimelerle kasap gibi boğuşuyordum; Murat aksine, kelimeleri kırbaçlayıp cümleler içinde düzene sokuyor ve bunu pek mahirce başarıyor. Bu yüzden Dublörün Dilemması çok canlı, renkli, inceden felsefi çığlıklarla bezeli bir kitap ve hızla yaklaşan bir yazarı işaretliyor… Böyledir, edebiyat kavgayla başlar huzurla sona erer derler; gerçi ben görmedim, hayırlısı Murat için olsun” diyor Nihat Genç. Siz huzur bulabileceğinizi umut ediyor musunuz? Bulunca mı bırakılır kalem bir yazar tarafından, yoksa hiç bulunamadığı için midir bir yazarın emekli olamayışı yazarlıktan?

Bence huzur ile rahatlık ayrı şeyler. Ben zaten huzurluyum, fakat rahat değilim. Emekliliğin de huzurla ilgisi olduğunu sanmıyorum.

Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’in sizin hayatınızda tuttuğu yer tam olarak neresidir?

Her ikisi de benim için umut ve gurur kaynağı olmuş büyük şair – yazarlarımız. Cahit Zarifoğlu, modernist edebiyatın zirvelerinden biri. İsmet Özel hem şiir, hem de nesir alanındaki yetkinliğiyle Türkiye’ye seviye kazandırmış bir edebiyat ve düşünce adamı.

Aynalı Barikatlar kitabınızda sözünü ettiğiniz terör insanın ve yaşamın bu kadar mı içinde?

Terör; şiddet ve dehşet üretmektir. Terörden söz ederken, gündelik hayatımıza nüfuz etmiş korkuların çokluğunu gözden uzak tutmamak gerek. Yoksulluktan, yalnızlıktan, çirkinleşmekten, ölmekten, dışlanmaktan, küçümsenmekten… bir sürü şeyden deli gibi korkuyoruz. Bu korkuları yayanların masum olmadığını ve bu korkulara boyun eğmememiz gerektiğini düşünüyorum.

Uzak İhtimal adlı filmle ilgili olarak yaptığınız bir röportajda sorduğunuz iki soru dikkatimi çekmişti: “Dini farklı birine aşık olsaydınız ne yapardınız?” Bir de “Hiç platonik bir aşk yaşadınız mı?”

Başka dinden birine aşık olsaydım ne yapardım bilmiyorum. Platonik aşka düşmüştüm ergenlikte. Hani insan gerçekte ne hissettiğini bilmez ya o çağda…

Tvnet’teki Klark adlı programınızın izleyici kitlesi sürekli artıyor. Konuklarınızı neye göre seçiyorsunuz? Teoman, Mazhar Alanson, İbrahim Tenekeci, Feride Çetin?

Sempati duyduğumuz, konuşulmaya değer olduğunu düşündüğümüz kişileri davet ediyoruz.

Sabırla beklenen yeni romanınız Korkma Ben Varım ne zaman okurlarıyla buluşacak?

Sanıyorum Eylül ya da Ekim’de çıkmış olur. Şu anda yayınevinde son okumalar yapılıyor.

Habertepe.com

One comment on “Murat Menteş ile Röportaj: “Kendimi İslam Aydını Görmüyorum”

  1. murat menteş ekranda göründüğü gibi biri değilmiş meğer….iş yazıya dökülünce kendini daha da iyi ifade etmiş..röportaj için teşekkür ediyorum..

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.